1 Temmuz 2010 Perşembe

Eylül'den Bana Annelik Dersi

Günlerdir ben bebek, Eylül anne oluyor. Anne de bana diyor, ben anne diyince O'da bana annem diyor. Dün bu rol değiştirme oyununu oynadığımız günlerden biriydi. Bizim yatağın üstünde ben otururken Eylül top alıp geldi, yerde top oynayalım diye. Bende başladım tepinmeye burada oynayalım diye, hayır yerde oynayacağız dedi, ben daha da tepindim, ağladım, burada burada burada burada diye bar bar bağırdım. Tamam dedi yumuşacık bir sesle. Gözlerim içine bakarak, beni sakinleştirmeye çalışarak. Tamam tatlım, burada oynayalım dedi. Sonra topu bana attı ve yatağa tırmanmaya başladı. Bende onun yaptıklarını yapıcam ya, hemen topu yere attım. Yarı yoldan indi aşağıya gidip topu alıp bana attı, tekrar yatağa tırmanmaya başladı. Ben tekrar attım. 5. kez falan yarı yoldan inip topu bana attığında "atma tamammı " dedi yumuşacık bir sesle. Tamam dedim. Tırmanmaya başlayınca tekrar attım. 40 kere falan tekrar ettikten sonra açık olan kapıdan attım topu, antrenin duvarına çarpıp banyoya girdi. Banyo karanlık nasıl girsin. Bi bana baktı, bi banyoya baktı, antreye gidip başka bir top aradı, bulunca hızlıca alıp koşa koşa bana getirdi. ( O'nun topun peşinde olduğu her saniye ben bağırıyorum, tepiniyorum, annemin :) strese girmesi için elimden gelen herşeyi yapıyorum) Ben başladım, o topu istemiyorum, yeşil topu istiyorum diye, gülerek gitti, yine bana baktı (yardım istesemmi istemesemmi diye) sonra hızlıca banyoya girdi ve getirdi topu, kapıyı kapatmaya çalıştı ama topun geçebileceği bir boşluk bırakmıştı istemeden. Artık topu atma tamammı tatlım diyerek attı topu bana. Ben yine dışarıya attım, yine gidip getirdi, kapıyı iyice kapattı bu sefer. Sonra kıyamadım artık . (50 kere falan tekrar etti bu top atmalarım) Yatağa geldi, karşılıklı top oynadık. (Yatakta asla böyle şeyler yaptırmam da dün ben bebektim) Sonra beni sallamaya başladı ayağında. Ben ağzımı şapırdatınca "acıktınmı tatlım, gel sana makarna yapayım" dedi, elimden tutup beni odasına götürdü, sıcak makarnayı ağzıma götürürken üfleyip verdi, yanına da içmekten çok keyif aldığı çay yapmış. Bana bi makarna yedirdi bi çay içirdi. Her akşam 6-7 kitap okutur, ben 10 tane falan kitap çıkardım, kitap oku bana yatır beni dedim. Tamam tatlım dedi. Kitapları okudu bana. Sonra da yatırdı:)) Ne okadar yaramazlık yaptım bana bağırdı, ne bana annelik yapmaktan sıkıldı. Babasına sabah anlattım, ne kadar merhametli , sevgi dolu bir çocuk dedim. Sana annelik dersi vermiş dedi. Öyle oldu gerçekten dedim. Yumuşacık, merhametli kızım benim.

23 Haziran 2010 Çarşamba

17 Haziran 2010 Perşembe

Karınca Park

Geçen yıl, sürekli gittiğimiz oyuncakçı Kukla Life daha açılışını yapmamıştı biz alışveriş yapmaya başladığımızda. Bu yılda Karınca Park & Cafe. Daha açılışını yapmadı ama biz müdavimi olduk bile. Ben çok beğendim, sizin oturup çayınızı içip karnınızı doyururken ablalarında çocuklarınızla ilgilendiği yerlerden. Ayrıca Erdem abimizde burada çalışmaya başladı.











Meliha Teyzesinde 2 Yıl

Bundan iki yıl önce 9 aylıkken Haziran 15'te Meliha teyzesine gitmeye başlamıştı Eylül. Elinde büyüdü Meliha teyzesinin. Bunun şerefine ayın 15inde (devlette çalışanlar için güzel bir tarih) Özsüt'e gittik. Meliha ablanın kızı Şaziye'de orada çalışıyor. Meliha ablayla ben insan gibi pastalarımızı yiyip, çayımızı içtik. Gel görki Eylül öyle şeyler yaptıki bir ara öne doğru eğilip "Eylülcüm hiç pastaneye gitmemiş sokak çokukları gibi davranıyorsun, bizi rezil ediyorsun" dedim. Hep birlikte güldük, hoşuna gitti, "Evet" dedi, iğrençlik yapmaya devam etti. :)) Allah razı olsun, kendi çocuğundan ayırmadı kızımı, yemedi yedirdi. Eylül yesin diye marketlere, pazarlara sebze meyve almaya gitti. Allahın izniyle 20 Eylül'de Eylül kreşe başlayacak. Birlikteliklerin son ayları hayırlısıyla. Arada fotoğraf çektirmek istemiyor. Bu fotoğrafta o anlardan birisine denk geldi. Bende ısrarcı olmadım.

İlk Kez Bisiklet Sürdü

Bu gün üç tekerlekli bisikletini alarak evden çıktı. Dünde alacaktı ama unutmuş bende taşımak işime gelmediği için hatırlatmamıştım. Toprak alanda takur tukur rahatsız olunca bende hemen bi elime bisikleti diğer elime kızımın minik elini alıp yola çıkardım. İlk kez pedalları çevirdi. Çok mutlu oldu, kıkırdayıp durdu. Benimde keyfime diyecek yoktu. Kızım artık bisiklet sürüyor, az şeymi?

16 Haziran 2010 Çarşamba

Minicik ellim

Canım kızım benim. Senden ayrı geçirdiğim her anımda seni özlüyor, seni anıyor, kendi kendime seninle konuşuyor, seni seviyorum. Canım kızım benim diyorum, sen ne kadar güzelsin. Minicik ellim benim diyorum. Bir el bu kadar küçük olabilirmi diyorum. Ayaklarını düşünüyorum, ne güzel ayaklar onlar diyorum. Kendi kendime seni düşünüp gülüyorum. Bir insan bir insanı bu kadar sevebilirmiymiş. Anne olmak bu kadar güzelmiymiş. Her elini tutmamda Eylülüm diyorum, ellerin ne kadar küçük, minik ellim benim diyorum. Seni çok seviyorum diyorum. Ellerini, ayaklarını, gözlerini, dudaklarını, burnunu, herşeyini, seni çok seviyorum diyorum. Sana sarılmayı, sana sarılıp uyumayı, seni uyurken izlemeyi, ayaklarını koklayıp öpmeyi, senin şımarıklığını, senin herşeyini o kadar çok seviyorumki. Seni görmediğim her an seni çok çok özlüyorum. Sen benim canımsın, yavrumsun, kızımsın. Alsam içime soksam seni. Dün bana dedin ya " ne kadar seviyosun beni" diye, ben de dedim ya "dünya kadar güneş kadar" diye. Sonra "sen beni ne kadar seviyorsun peki " dedim, sende " yavru köpek varya,işte o kadar seviyorum" dedin. Gülüyorum. Mutluyum seninle. Sabah kahvaltıda babanda bende seninle uğraşırken bir ara düşündüm senin olmadığın günleri. Hayat ne kadar boşmuş benim güzel kızım sen yokken. Sen iyiki gelmişsin, iyi ki varsın, iyi ki benimsin, iyi ki bizimsin. Seni ne kadar sevdiğimi hiç bir kelimeyle anlatamam. Ama seni çok seviyorum. Minicik ellim benim. Bir el bu kadar minik olabilirmi, ya ayaklar hiç bu kadar güzel olabilirmi.

14 Haziran 2010 Pazartesi

Rezilliğim

Cumartesi günü eşim dışarıya çıktı, Eylül'de arkadaşlarıyla aşağıda oturmuş çekirdek yiyordu. :) Bende balkonda çamaşırları asıyordum. Derken, balkon kapısısının arkasındaki televizyon kutusunun üstündeki dedesinin geçen yıl aldığı kocaman ayı ve onunda üstündeki kocaman pilates topu yere, kapıyla kutu arasına düşüverdi. Hiç istifimi bozmadım, çamaşırları asmaya devam ettim, Eylül'ü kontrol ettim, boğazına çekirdek kabuğu takılırsa ne yapacağıma karar verdim (ki bu komşuya sesimi duyurmak için, balkondan bağırmak oluyor) balkona açılan ve kesin kapalı olan pencereyi bir ihtimal kontrol ettim ve sonuç olarak evde yapayalnızken balkonda mahsur kaldığıma karar verdim. Panik... Nasıl çıkıcam, komşulara rezil olucam, hayatımda, anılarımda kara bir leke olarak kalıcak. Kapıyı ittiriyorum, pilates topu kutuyla kapı arasına sıkışıyor, geçebileceğim kadar açıklık yok. Kolumu sokuyorum açılan araya kolum çok acıyor, ittirebileceğim alan çok kısıtlı, top patlarda basınçtan, kolum koparmıki diye bile düşündüm. Azıcık aradan ayıya ulaştım, uzaklaştırabildiğim yere kadar çektim. Pilates topunu çek Allah çek yerinden oynamıyor. Sonra farkettim ki kapı kolunun üstünde kalmış, ben aşağıya doğru yuvarlamaya çalışıyorum. Bir kaç kere yukarı ittirdim, toptan kurtuldum. Kapı açıldı. Derin bir nefes aldım. Kolum mosmor, işyerindekiler dalga geçiyor harbemi girdin diye. Çok şükür ki yere düşmemişde kapı kolunun üstünde kalmış,kesinlikle çıkamazdım balkondan ve komşuya şöyle bağırırdım. "PInar, Pınar, balkonda mahsur kaldım, kocanı ara, kocamı arasın, beni kurtarmaya gelsin, sende gözünü Eylül'den ayırma, çekirdek kabuğu olurda boğazına takılırsa hemen yardıma git " :)) Herkese anlatıp kendi kendimi rezil ediyorum. Eylül'ün lafıyla, olsun boşver, bişey olmaz.