Son zamanlar okuduğum kitapları listelemek istedim. Erol Mütercimler'in Fikrimizin REhberi Gazi Mustafa Kemal kitabını baştan okumak üzere dolaba kaldırdım. Okumak isteyenlere tavsiye ederim, çok güzel bir kitap. Keşke yazar seri halinde yazsaymış, 1200 sayfayı okumak zira zor bence. Gelelim listeye:
1) Çocuk Eğitimi Sanatı Emel Çakıroğlu Wilbrant
2) Sis ve GEce Ahmet Ümit
3) Aile ONuru Robert B. Parker
4) Orman Harlan Coben
Montessori Felsefesi ile ilgilenenlere Emel Çakıroğlu Wibrant'ın kitabını tavsiye ederim. Çok güzel anlatmış. Maria Montessori kimdir, neler yapmıştır, hangi yollardan geçmiştir, nelerle mücadele etmiştir, kimlerden etkilenmiştir. Sonra da uygulamaları, materyalleri geniş bir şekilde anlatmış.
Sis ve GEce; Ahmet Ümit'in okuduğum ilk kitabı. Bayıldım. Ahmet Ümit'in diğer kitaplarını da bu vesileyle okumayı planlıyorum.
Aile Onuru; yazarın okuduğum ilk (yanılmıyorsam )romanı. Okunmasa da olur. Çok önemli değil.
Orman; Bayıldım. Çok güzel. Heyecanla okudum. Tavsiye ederim. Harlan Coben'in de diğer kitaplarını okumayı planlıyorum.
Şu anda Ömer Zülfü Livaneli'nin Mutluluk kitabını okuyorum. 48. basımını. Şimdilik iyi gidiyor, kitabı okuyunca tavsiye durumuna değineceğim.
1 Kasım 2010 Pazartesi
18 Ekim 2010 Pazartesi
Fotoğraflar
Ben Eylül'ün özel, genel çoğu fotoğrafını siteye ekledim ama izinsiz kopyalanmasına engel olmak için bir girişimim olmamıştı. bugün Eylül'ün özel, yakın çekim fotoğraflarını siteden kaldıracağım ve daha sonraki yüklemelerde üzerinde çizikler ya da yazılar olmasını sağlayacağım. Blogdan fotolar kalkınca bazı yerler anlamsız yada çirkin olabilir. bu yüzden kusura bakmayın. Ama bütün fotoğraflarla tek tek uğraşmam zaman alacak.
( blogcuanne.com Elif'in hatırlatmasına istinaden böyle bir karar verdim.)
( blogcuanne.com Elif'in hatırlatmasına istinaden böyle bir karar verdim.)
14 Ekim 2010 Perşembe
Fatmagül'ün Suçu Ne?
İzliyormuyum? Hayır. Ama reklamlardan biliyorum ne olduğunu. Zavallı kızın başına ne geldiğini. Olayı öğrenenlerin neler yaptığını.
Kıza tecavüz ediyorlar, bahaneleri hazır: Kafamız iyiydi. Kendileri değil, başkaları, kendilerine hap veren suçlu. Kafaları suçlu, çünkü kafaları yerinde değil. Sonra bunların aileleri olayı öğreniyor ve adları kirlenmesin diye yalancı şahitlik bile yapıyorlar. Kendi isimlerini koruyabilmek için kıza rahatlıkla iftira atıyorlar.
Kızın nişanlısı bunca zaman bana yalan söyledi diyebiliyor. Ulan kaç zamandır bu kızla birliktesin, zekâsı kıt abisi bile o kızın ne kadar iyi, ne kadar saf, ne kadar kırılgan olduğunu anlıyor. Sen bunca zaman kızın sadece güzel yüzüne mi baktın? Hayır o yapmaz, bunda bir bit yeniği var demek aklına gelmiyor mu? Ya oğlanın anası? Başımıza buda mı gelecekti diyor, bunu bize nasıl yaptı diyor. Kızı kötü bildiler, hiç demediler vay şerefsiz, gül gibi kızımıza ne yaptı. Hiç o günahı, o suçu işleyene/işleyenlere laf söylemediler. ( İlk bölümde, kızın bulunduğu yerde olayın tecavüz olduğu ortadaydı bence.)
Peki bu yalnızca bir senaryodan mı ibaret? Alt tarafı bir film mi? Yoksa Türkiye'nin gerçeği mi? İllaki dünyanın her yerinde insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları ihlâl ediliyor ama maalesef bizim toplumumuzda daha çok ihlâl ediliyor. Maalesef.
Peki bu diziyi izleyipte işte benim hayatım, işte benim başıma gelenler diyen kaç kadın var. Bence çok, çok fazla.
Kızgın olduğum belli değilmi? Nedenini söyleyeyim. Evet bu dizinin gerçekleri beni hem üzüyor, hem kızdırıyor. Sadece orada bulunduğu için bir kadının, bir çocuğun tecavüze uğramasının suçlusu o kişi olabilirmi? Tecavüz etmek bir insanın sülasinin de adını kirletiyorsa, aileler adlarının bu şekilde duyulmasından çok korkuyorsa halâ nasıl bu kadar tecavüz var? Hukuk devletiyiz ya hani ! yeterli ceza verilse yine oranlar aynı mı olur? Bunlar beni kızdıran ve üzen şeyler.
Beni üzen hemde çok üzen başka bir olay varki tecavüz kadar kötü bence. Olayın gırgıra alınabilmesi. Beyin yıkama böyle mi oluyor? Feyste geyikler dolaşıyor: Fatmagül'ün suçu ne? Tuğba'nın eskilerini giymek; Fatmagül'ü felan bırakın şimdi. Öğrencinin suçu ne? Okuyunca başta komik gelebilir ama Fatmagül dedikleri kişi birden fazla kişi tarafından tecavüze uğramış, hayatı, onuru, gururu, şerefi, hayallari elinden alınmış zavallı ve bir çok kadını temsil eden genç, küçücük bir kız. Feyste bu paylaşımları yapanlara birşey söylemiyorum. Paylaşanların geyik olsun diye paylaştığını, olayı bu kadar derin düşünmediklerini biliyorum. Ama bu dizinin Türkiye gerçeği olması, Fatmagül'ün geyiğe alınması içimi parçalıyor. Allah hepimizi, çoluğumuzu, çocuğumuzu korusun.
Kıza tecavüz ediyorlar, bahaneleri hazır: Kafamız iyiydi. Kendileri değil, başkaları, kendilerine hap veren suçlu. Kafaları suçlu, çünkü kafaları yerinde değil. Sonra bunların aileleri olayı öğreniyor ve adları kirlenmesin diye yalancı şahitlik bile yapıyorlar. Kendi isimlerini koruyabilmek için kıza rahatlıkla iftira atıyorlar.
Kızın nişanlısı bunca zaman bana yalan söyledi diyebiliyor. Ulan kaç zamandır bu kızla birliktesin, zekâsı kıt abisi bile o kızın ne kadar iyi, ne kadar saf, ne kadar kırılgan olduğunu anlıyor. Sen bunca zaman kızın sadece güzel yüzüne mi baktın? Hayır o yapmaz, bunda bir bit yeniği var demek aklına gelmiyor mu? Ya oğlanın anası? Başımıza buda mı gelecekti diyor, bunu bize nasıl yaptı diyor. Kızı kötü bildiler, hiç demediler vay şerefsiz, gül gibi kızımıza ne yaptı. Hiç o günahı, o suçu işleyene/işleyenlere laf söylemediler. ( İlk bölümde, kızın bulunduğu yerde olayın tecavüz olduğu ortadaydı bence.)
Peki bu yalnızca bir senaryodan mı ibaret? Alt tarafı bir film mi? Yoksa Türkiye'nin gerçeği mi? İllaki dünyanın her yerinde insan hakları, kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları ihlâl ediliyor ama maalesef bizim toplumumuzda daha çok ihlâl ediliyor. Maalesef.
Peki bu diziyi izleyipte işte benim hayatım, işte benim başıma gelenler diyen kaç kadın var. Bence çok, çok fazla.
Kızgın olduğum belli değilmi? Nedenini söyleyeyim. Evet bu dizinin gerçekleri beni hem üzüyor, hem kızdırıyor. Sadece orada bulunduğu için bir kadının, bir çocuğun tecavüze uğramasının suçlusu o kişi olabilirmi? Tecavüz etmek bir insanın sülasinin de adını kirletiyorsa, aileler adlarının bu şekilde duyulmasından çok korkuyorsa halâ nasıl bu kadar tecavüz var? Hukuk devletiyiz ya hani ! yeterli ceza verilse yine oranlar aynı mı olur? Bunlar beni kızdıran ve üzen şeyler.
Beni üzen hemde çok üzen başka bir olay varki tecavüz kadar kötü bence. Olayın gırgıra alınabilmesi. Beyin yıkama böyle mi oluyor? Feyste geyikler dolaşıyor: Fatmagül'ün suçu ne? Tuğba'nın eskilerini giymek; Fatmagül'ü felan bırakın şimdi. Öğrencinin suçu ne? Okuyunca başta komik gelebilir ama Fatmagül dedikleri kişi birden fazla kişi tarafından tecavüze uğramış, hayatı, onuru, gururu, şerefi, hayallari elinden alınmış zavallı ve bir çok kadını temsil eden genç, küçücük bir kız. Feyste bu paylaşımları yapanlara birşey söylemiyorum. Paylaşanların geyik olsun diye paylaştığını, olayı bu kadar derin düşünmediklerini biliyorum. Ama bu dizinin Türkiye gerçeği olması, Fatmagül'ün geyiğe alınması içimi parçalıyor. Allah hepimizi, çoluğumuzu, çocuğumuzu korusun.
13 Ekim 2010 Çarşamba
Sobelendim, Yaşasın
Sevgili Egenin Annesi Gamze, blogdaki istatistik konusunda beni de sobelemiş. Teşekkür ederim. Şimdi istatistiklere bir göz atalım ve en çok okunan 5 yazımızı buraya yazalım.
1 Numara: Giyinme çerçevelerini anlattığım http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/09/ksa-ksa-bizden-haberler-6.html
2 Numara: Yaptığımız Matematik çalışmasını anlattığım http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/09/ksa-ksa-bizden-haberler-9.html
3 Numara: Mersin Çamlıyayla yolundaki Kadıncık Barajı gezisini anlattığım http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/04/kadnck-baraj.html
4 Numara: Sürekli gittiğimiz ve Eylül'ün çok sevdiği Karınca Parkı anlattığım http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/06/karnca-park.html
5 Numara: Ataması yapılmayan ve atamasının yapılmasını beklerken yıllar önce yendiği kanser tekrar eden bir öğretmen olan Şafak Bay'dan bahsettiğim http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/07/safak-bay.html
Şimdi sıra bende. Bende
1) İnciboncuk Gülşah'ı
2) Hilal'i
3) Elif ve Eren'in annesi anne kaleminden'i
4) Umut Sepeti Zeliha'yı
5) nehir'in eylemleri'ni
sobeliyorum.
1 Numara: Giyinme çerçevelerini anlattığım http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/09/ksa-ksa-bizden-haberler-6.html
2 Numara: Yaptığımız Matematik çalışmasını anlattığım http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/09/ksa-ksa-bizden-haberler-9.html
3 Numara: Mersin Çamlıyayla yolundaki Kadıncık Barajı gezisini anlattığım http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/04/kadnck-baraj.html
4 Numara: Sürekli gittiğimiz ve Eylül'ün çok sevdiği Karınca Parkı anlattığım http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/06/karnca-park.html
5 Numara: Ataması yapılmayan ve atamasının yapılmasını beklerken yıllar önce yendiği kanser tekrar eden bir öğretmen olan Şafak Bay'dan bahsettiğim http://eyluldebahar.blogspot.com/2010/07/safak-bay.html
Şimdi sıra bende. Bende
1) İnciboncuk Gülşah'ı
2) Hilal'i
3) Elif ve Eren'in annesi anne kaleminden'i
4) Umut Sepeti Zeliha'yı
5) nehir'in eylemleri'ni
sobeliyorum.
11 Ekim 2010 Pazartesi
Son Günlerde Yaptıklarımız
Rahmi Koç Müzesini gezdik. Çok keyif aldık. Hİç kucaktan inmeyen Eylül, hiç kucağa çıkmadı.
Kalede fasıl eşliğinde kurtlarımızı döktük. Sadece (büyük anneanne hariç) kadınlar gecesi yaptık.
Biraz boya, biraz gülen adam yapıştırmaca yaptık.
Biraz dikiş dikip, sonra da eserimizi süsledik. (Kelebeği ben yaptım.)
Biraz poz verdi. (Dil sürekli dışarıda. Ancak böyle poz veriyor.)
Yelken Oyuncağı ziyaret ettik, yağmurdan sırılsıklam, rüzgardan buz gibi olmak pahasına. Oradan aldığımız takvimi duvarımıza astık. Tokalarımız için de kurdele ayarladık.
Binbirçiçek Çocuklar Evinde Hilal hanımdan Montessori'yi dinledik.
Köstebek pasta yaptık.
Şiddetli yağmurun altına çıktık. 10 dakika sonra Eylül şemsiyesini rüzgardan kurtarmak için kendi etrafında istemeden bir tur atınca çok korktu ve eve çıktık.
Arkadaşların köy evinde akşam yemeği yiyip yattık. Sabah kahvaltıdan sonra kendimizi dağa attık. Eylül yine babasının, bir ara Bekir amcasının omzundaydı. Tam yürümeye karar verdiği an dikenlerin içine düştü. Sol bacağı dizden ayak bileğine kadar delik deşik oldu. İki elinden dakikalarca diken ayıkladık. Eylül arabaya mı dönelim, yürümeye devam mı edelim dedik, yürümeye devam edelim dedi. Kısa bir süre sonra artık elim acımıyor dedi. Sonra da balık yemeğe gittik.
30 Eylül 2010 Perşembe
Kreşe başladık
Tabii biz kreşe gidecek yaşı çoktan geçtik ama ailecek bir başlama durumu söz konusu. Eylül'ün kreşi sevmesi için aylardır çaba gösteriyoruz. Sürekli kreş hakkında konuşuyoruz. Parmaklarımla Eylül bak bugün pazartesi sen Meliha teyzene gidicen, yarın Salı, Ankara'ya gidicez v.b. gösteriyordum. Kreşe başlama zamanı gelince, Salı, kreşe gidicen gibi. Herkese bu mutlu günlerimizi anlatıyoruz. "Eylül okula/kreşe başlayacak/başladı teyzesi/amcası. " Nasıl mutlu anlatıyoruz.
İlk günümüz Salı günü bir saatti. Ben, eğer annemi istiyorum diye ağlarsa hemen görünmek için
aşağıda oturup çıkmasını bekledim. Bir sorun olmadı. Sevdinmi kızım diye sorduğunda evet dedi. Dün yani ikinci gün 1,5 saatliğine girdi ben yine aşağıda bekledim. Öğretmeniyle resim yapmış, çıkışta bana getirdi. Eylül'ün kreşten getirdiği ilk resim olarak duvarımızda ki yerini alacak."Anne onu duvarımıza asacaz dimi" "evet, canım."
(Eğer orada durmamın işyerimden dolayı sorun olma ihtimali varsa gidebileceğimi, kendilerinin Eylül'ü idare edebileceklerini söylediler. Eylül'e hiç yalan söylemediğimi, olaki aşağıya inerde O'nu bekleyeceğimi söylediğim halde beklemediğimi görürse hayal kırıklığı ve güvensizlik yaşayabileceğini, o yüzdende duracağımı söyledim.) (Bunu teklif etmelerinin sebebi de müdürümün beni geç göndermek için bir sürü laf söyleyip, önüme yazı koyduğunu anlatmam oldu)
Bugün üçüncü günümüz 2 saat kaldı ve sabah gitmek istemediğini defalarca söyledi.
"anne ben okula gitmek istemiyorum, anne nütfen, okula gitmek istemiyorum" diyerek apartmandan çıktı.
Üstelik akşam uzun uzun konuşmuştuk.
"Eylülcüm sen artık tek başına gideceksin biliyormusun?" (heyecanlı heyecanlı söylüyorum)
Evet (O'da heyecanlı cevap veriyor)
Artık büyüdün ve kreşe kendi başına gidiyorsun. Ben seni yarın kreşe bırakıcam, sonra da almaya gelicem.
TAmam. (mutlu ve gururlu)
Eylül, kreşte ki tuvaleti gördünmü?
Hayır.
O kadar güzelki, küçücük küçücük klozetleri var. BAk senin sandalyen kadar. Yarın bak tamam mı?
Tamam.
Tuvalet meselesini özellikle vurguladım çünkü daha öncede kreşte ablalarının, öğretmenlerinin temizleyeceğini söylemiştim. Başkasına temizletmez, başka yerde tuvalete gitmez. Kreşte sorun yaşamasın diye. Bugün tuvalete gidip bakmış, ay ne kadar küçük, çok güzel demiş. :)
Sonra Meliha teyzesinden kreşe götürmek için almaya gittiğimde hayır istemiyorum dedi. Meliha teyzesine, orada hiç arkadaşı olmadığını, kimsenin onunla konuşmadığını, o yüzden de gitmek istemediğini söylemiş. Bende Eylül'ün yanında Suna ablaya ve Dilek öğretmene söyledim. Cevizden kurbağa yapmaya ve arkadaşlarıyla konuşmaya çıktılar.
Suna abla (kreşin müdürü) Eylül'ü çok önceden tanıyor. Birlikte otobüsle hafta sonu kayak yapmaya Bolu'ya gitmiştik. Dağa çıkmış hatta zirve yapmıştık. Müdür yardımcısına Eylül bir alışsın, çok konuşur falan demiş. Eylül bugün konuşmaya, birşeyler anlatmaya başlamış. Hatta müdür yardımcısına "biz dağa gittik ama sen çıkamazsın, çok yüksek" bile demiş.
(Kreşe başladığımız 28 Eylül'ün artık iki önemli anlamı var. 1. Ablamın doğum günü 2. Eylül'ün okul hayatının başladığı gün.)
Bugün bir blogcu arkadaşın kızının okula başlama yazısını okudum. Kızına teşekkür etmiş dönüm noktalarında hiç zorluk çıkarmadığı için. Sanki Eylül'ü okuyormuşum gibi geldi. Diş çıkardı kendini de bizi de hiç hırpalamadı. Memeyi bıraktırdığımda problem olmadı,Bezini çıkarmaya karar verdik, çıkardık ve ilk geceden çiş için kalktı. Kreşe başladığında hiç sorun çıkarmadı. Umarım mutlu olur ve hep böyle rahat atlatır bütün dönüm noktalarını.
Bu dönüm noktalarında uygulamaya başlamadan önce Eylül'e başına ne geleceğini çok anlattım. Bezini çıkarınca neler olacak, okulda O'nu neler bekliyor. Eylül haftalar hatta aylar öncesinden neyle karşılacağını biliyordu. Kafasında birşeyler kuruyordu da. Örneğin okula başlamadan bir hafta önce önüne gelen herkese okul anılarını anlatıyordu. Okulda arkadaşım böyle yaptı, bunu söyledi, ben böyle yaptım, böyle söyledim gibi. Herkes de inanıryordu gerçekten okula gittiğine.
İlk günümüz Salı günü bir saatti. Ben, eğer annemi istiyorum diye ağlarsa hemen görünmek için
aşağıda oturup çıkmasını bekledim. Bir sorun olmadı. Sevdinmi kızım diye sorduğunda evet dedi. Dün yani ikinci gün 1,5 saatliğine girdi ben yine aşağıda bekledim. Öğretmeniyle resim yapmış, çıkışta bana getirdi. Eylül'ün kreşten getirdiği ilk resim olarak duvarımızda ki yerini alacak."Anne onu duvarımıza asacaz dimi" "evet, canım."
(Eğer orada durmamın işyerimden dolayı sorun olma ihtimali varsa gidebileceğimi, kendilerinin Eylül'ü idare edebileceklerini söylediler. Eylül'e hiç yalan söylemediğimi, olaki aşağıya inerde O'nu bekleyeceğimi söylediğim halde beklemediğimi görürse hayal kırıklığı ve güvensizlik yaşayabileceğini, o yüzdende duracağımı söyledim.) (Bunu teklif etmelerinin sebebi de müdürümün beni geç göndermek için bir sürü laf söyleyip, önüme yazı koyduğunu anlatmam oldu)
Bugün üçüncü günümüz 2 saat kaldı ve sabah gitmek istemediğini defalarca söyledi.
"anne ben okula gitmek istemiyorum, anne nütfen, okula gitmek istemiyorum" diyerek apartmandan çıktı.
Üstelik akşam uzun uzun konuşmuştuk.
"Eylülcüm sen artık tek başına gideceksin biliyormusun?" (heyecanlı heyecanlı söylüyorum)
Evet (O'da heyecanlı cevap veriyor)
Artık büyüdün ve kreşe kendi başına gidiyorsun. Ben seni yarın kreşe bırakıcam, sonra da almaya gelicem.
TAmam. (mutlu ve gururlu)
Eylül, kreşte ki tuvaleti gördünmü?
Hayır.
O kadar güzelki, küçücük küçücük klozetleri var. BAk senin sandalyen kadar. Yarın bak tamam mı?
Tamam.
Tuvalet meselesini özellikle vurguladım çünkü daha öncede kreşte ablalarının, öğretmenlerinin temizleyeceğini söylemiştim. Başkasına temizletmez, başka yerde tuvalete gitmez. Kreşte sorun yaşamasın diye. Bugün tuvalete gidip bakmış, ay ne kadar küçük, çok güzel demiş. :)
Sonra Meliha teyzesinden kreşe götürmek için almaya gittiğimde hayır istemiyorum dedi. Meliha teyzesine, orada hiç arkadaşı olmadığını, kimsenin onunla konuşmadığını, o yüzden de gitmek istemediğini söylemiş. Bende Eylül'ün yanında Suna ablaya ve Dilek öğretmene söyledim. Cevizden kurbağa yapmaya ve arkadaşlarıyla konuşmaya çıktılar.
Suna abla (kreşin müdürü) Eylül'ü çok önceden tanıyor. Birlikte otobüsle hafta sonu kayak yapmaya Bolu'ya gitmiştik. Dağa çıkmış hatta zirve yapmıştık. Müdür yardımcısına Eylül bir alışsın, çok konuşur falan demiş. Eylül bugün konuşmaya, birşeyler anlatmaya başlamış. Hatta müdür yardımcısına "biz dağa gittik ama sen çıkamazsın, çok yüksek" bile demiş.
(Kreşe başladığımız 28 Eylül'ün artık iki önemli anlamı var. 1. Ablamın doğum günü 2. Eylül'ün okul hayatının başladığı gün.)
Bugün bir blogcu arkadaşın kızının okula başlama yazısını okudum. Kızına teşekkür etmiş dönüm noktalarında hiç zorluk çıkarmadığı için. Sanki Eylül'ü okuyormuşum gibi geldi. Diş çıkardı kendini de bizi de hiç hırpalamadı. Memeyi bıraktırdığımda problem olmadı,Bezini çıkarmaya karar verdik, çıkardık ve ilk geceden çiş için kalktı. Kreşe başladığında hiç sorun çıkarmadı. Umarım mutlu olur ve hep böyle rahat atlatır bütün dönüm noktalarını.
Bu dönüm noktalarında uygulamaya başlamadan önce Eylül'e başına ne geleceğini çok anlattım. Bezini çıkarınca neler olacak, okulda O'nu neler bekliyor. Eylül haftalar hatta aylar öncesinden neyle karşılacağını biliyordu. Kafasında birşeyler kuruyordu da. Örneğin okula başlamadan bir hafta önce önüne gelen herkese okul anılarını anlatıyordu. Okulda arkadaşım böyle yaptı, bunu söyledi, ben böyle yaptım, böyle söyledim gibi. Herkes de inanıryordu gerçekten okula gittiğine.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)