12 Nisan 2011 Salı

Çok Hastayım

Çok hastayım maalesef. Hafta sonununda Ankara'daydık. Eylül'e de bana da yaramadı. Eylül 39.8'i gördü ben de şu anda soğukların etkisiyle çok hastayım. İyileşince tekrar bloga ve nurturia'ya uğrayacağım. Aman sağlıklı kalın, dikkatli olun.

5 Nisan 2011 Salı

Faaliyetlerimiz

Hamileliğimin kötü geçmesi nedeniyle Eylül'le üç aydır doğru düzgün faaliyet yapamamıştık. Artık çok iyiyim ve "neler yapabiliriz" çalışmalarına geri döndüm. Hem Pazar günü yaptığımız bir iki çalışmanın hem de bu aralarda yaptığımız ama benim burada paylaşamadığım fotoğraflarını ekleyeyim.

Daha önce yaptığımız iskelet çalışmasını Eylül elindeki küçük resme bakarak tek başına yaptı.

Yılbaşı ağacımız

Kar keyfimiz

Önce düzenli bir boya faaliyeti gibi başladı.

Sonra ipin ucu kaçtı, traş köpüğü falan devreye girdi, her yer battı.

Babasına yaptığı hamurdan çiçek.

Montessori grubumuzdan gelen kartlar.

Hemen hemen her hafta sonu pasta yapıyoruz.

Yatağını topladı, masaları düzeltiyor.

Camın önündeki ayıya basarak yükselmeye çalışıyor.

Yapbozda ki teyzeyi zorla babasına çizdirdi.

Aldığımız pasta yapma makinasıyla bana sürpriz pasta yaptı. Ben de kalpli pastayı O'na sürpriz olarak yaptım.

Hiç olur mu bebeksiz?

Trambolin mevsimini açtık.

Kaynağımız inciminci. Balıkları sıralı yakalamaya çalışıyor.

Hangi sayının geleceğini buluyor.

Sayıları acayip bir şekilde kız ve erkek olarak ayırıyor sürekli. İki ve yedi kız, diğerleri erkek. Kendi
mantığına göre bir düzen oluşturuyor.

Tek ve çift sayılara girdik. Kaynağı unuttum. Atacın karşısında başka bir ataç varsa çift sayı,
başka bir ataç (yani arkadaş) yoksa, tekse, yalnızsa tek sayı.

Ben yukarıdaki gibi sayı kartları oluşturunca, kendisi de yapmak istedi. Yaptıklarını yapılış sırasına göre dizerek fotoğrafını çektim.

Kartondan balık yaparken kendisi de çizdi. AMa bunun balık olduğunu kabul etmiyor. ( ne çizdiğini unuttum ama bence kesinlikle balık.)

Kaynak ekinvebiz. Kum tepsisi.

Kum yerine irmik kullandık.

4 Nisan 2011 Pazartesi

Cuma Günü Eylül'ün Kafası, Kuzenin Apandisiti

           Cuma günü işten çıktıktan sonra Eylül'ü okuldan alıp parka götürdüm. Yukarıda sürekli gittiğimiz parka doğru yola çıkmışken Eylül kucağıma gelmek isteyince, bu halimle yokuş yukarı taşıyamayacağım için hemen geri dönüş yapıp aşağıda ki çok az uğradığımız parka gittik. Gitmez olaydık. 

           İki farklı kaydıraktan kaydıktan sonra sıra kapalı kaydırağa (tünel gibi olan) geldi. Ben de kolumda her zaman ağır olan çantam ve poşetimle Eylül'ü bekliyordum. Kapalı kısımdan çıktığında gördüm ki kafayı yukarı çarpmamak için yatarak ve kaydırağın dikliğinden çok hızlı bir şekilde kayıyor. Bu kız duramayacak diyip kollarımı uzattım tutmak için ama tutamadım ve Eylül o hızla ve yatar pozisyonda uçup yere düştü. Düştüğü yerde de kaydırağın ayakları için dökülen beton vardı. Kafasını betonun kenarına çarptı ve öyle bir acı ifadesiyle elini kafasına götürüp ağlamaya başladı ki kucağıma alırken elinin kanlar içinde olduğunu da görünce eyvah dedim, kötü çok kötü. Eylül elini görmesin diye çaba sarfederken bir yandan da annecim çok mu acıyor, geçecek şimdi tamam mı, hadi şuraya oturup babayı arayalım, hemen gelsin gibi cümleler kuruyordum. O sırada yanından geçtiğimiz ortaokul çağlarında ki oğlan çocuğu da abla, başı kanıyor dedi. Evet canım deyip, oradan az uzakta ki banka otutturdum Eylül'ü. Eşimi aradım, kafası kanıyor hemen gel deyip buluşacağımız yeri söyledim. O sıra biraz önceki oğlan çocuğu, ebeveyn kontrollü bisiklette ki özürlü (galiba spastik) kardeşiyle yanımıza gelip ağlama tamam mı, bak geçti, iyi olacaksın tamam mı gibi cümleler kurarak Eylül'ü sakinleştirmeye çalıştı. Ben de teşekkür ederim abisi deyip, ufaklıkla gülüştükten sonra Eylül'ü kucağıma alıp buluşma yerine gittim. 

          Daha önce Eylül'e kanın önce akıp sonra durmasının pıhtılaşmak olduğunu söylemiştim. Eylülcüm acıyor mu dedim, az acıyor dedi. Artık pıhtılaştı annecim kanamıyor dedim, anne kanamıyor demi dedi. Kanayınca daha bir korktu yavrum. Büfenin yanından geçerken anne cips alalım dedi. Tamam dedim, birşeyi yok, kendine geliyor. Babanın yanına bir gidelim, O uygun bulursa alırız dedim. Sonra babasını gördü, baba kafam kanadı ama sonra pıhtılaştı şimdi hiç kanamıyor dedi. BAbası da biraz öpüp kokladıktan sonra acil servisin yolunu tuttuk. Baba cips alabilirmiyiz dedi, babası da hastaneden çıkınca alalım dedi Önce kontrol ettiler , röntgenini çekelim dikiş atalım dediler. Röntgen de birşey çıkmayınca yara bir temizlensin dediler. Yara temizlendikten sonra dikişe gerek yok gidebilirsiniz dediler.

          Eylül röntren filmini beklerken çiş yapmak istedi, bahçeye çıkardım. Girişte gel kafanın fotoğrafını çekeyim dedim. Çektikten sonra bakayım dedi. Korkupta ağlarsan baban bana çok kızar ama dedim, birşey olmaz dedi. Fotoğrafı gösterince de güldü ve aaa hiç bişey yokmuş dedi. Hastane çıkışında cipsini de yiyince hiç birşeyi kalmadı.

           Kaydırakta tutamadığım için kendimi suçladım doğal olarak. Babasına, ben tutamadım, tamamiyle benim hatamdı dediğimde, çocuklar böyle büyür Bahar düşe kalka, kendini hiç suçlama demişti. Ama Eylül akşam dedesiyle konuşurken, annem beni tutamadı , annemin suçuydu, annemin hatasıydı deyince kendimi daha kötü hissettim. Sonuç olarak verilmiş sadakamız varmış ki o düşüşe bu kadarla kurtardık.

          Akşam annemle konuşurken kuzenim Işıl'ın şiddetli karın ağrısı nedeniyle annemi arayıp ne yapması gerektiğini sorduğunu, anneminde hemen bir acil servise gitmesi gerektiğini söylediğinden bahsetti. Sahabta arayıp ağlamaklı Işıl'ın ameliyatta olduğunu söyledi. Işıl annemin aklına uyup hemen hastaneyle gitmekle çok doğru yapmış. Nitekim  durumu daha da ağırlaşmış. Hastaneye yatırmışlar, annesi hemen yanına gitmiş. Sabah 3'e kadar inleyip kusmuş, o saatten sonra da uyku ilacı vermişler. SAbah 6'da yine inlemeye başlamış. Saat 10'da ultrasona bakıp acil apandisit ameliyatına almışlar. Zira patlamak üzereymiş. Allah'a çok şükür O'nun da durumu gayet iyiymiş.

          

1 Nisan 2011 Cuma

Arkadaşlarımdan Güzel Haberler

          Dün arkadaşım mesaj gönderdi. "Baharcım, yarın Çağan bebek aramıza katılıyor" dedi. O kadar sevindim ki. Taaa liseden arkadaşım. İnsan bir tuhaf oluyor. Büyüyorsun, yuva kuruyorsun, çocuk geliyor haberini veriyorsun. Ben de sanki kardeşimin çocuğu oluyormuş gibi sevinç göz yaşları akıtıyorum. Doğru, kardeşim o benim.

          Geçenlerde başka bir arkadaşımla konuşuyorum. Eylül'ün kardeşini soruyor, darısı başına diyorum. Dur bakalım şimdi diyor. Dün bu arkadaşımla da konuştum. Sana bir haberim var dedi. Ben yine çığlık çığlığa. Nasıl sevindim anlatamam. Bu arkadaşım da liseden. Üçümüz aynı grubun üyesiydik.

           Lisede yaramazlıktan sürekli disiplin kurulunun kapısında bekleyen bizler bugün çocuklarımızı büyütüyoruz. Ve içimizden birisi bugün çocuğunu ilk kez kucağına alıyor. Anneler kervanına katılıyor. Kendi adıma, arkadaşlarım adına sonsuz bir mutluluk duyuyorum. Annelik dünyanın en güzel duygusu.

         

31 Mart 2011 Perşembe

Çocuğumuzu Tacizden Korumak

              Bu günler kötü günler. Herkes kendi çocuğunu korumak adına nasıl bir yol izlemesi gerektiğini düşünüyor kara kara. Kara kara düşünüyor çünkü çocuğunu da paronayak yapmak istemiyor. Geçenlerde Blogcu anne sormuştu gerçekten neler yapıyorsunuz diye. Bu günlerde de emzirenanneler grubunda konuşuluyor neler yapılabileceği. Ben de o gruba yazdığım mailli buraya aktarmak istedim.
 
              Eylül küçücükken (şu anda 4 yaşında) Meliha teyzesine (bakıcısına) sıkı sıkı tembih etmiştim, kesinlikle altını değiştirirken yanınızda kimse olmayacak diye. Ben de kimsenin yanında açmadım altını. Babam arada bir poposunu ısırsam sıksam nasıl olur ki derdi , kesinlikle hayır derdim. O'da zaten şakavari  söylerdi, kıyamazdı torununa.

               İstemediği zaman kesinlikle öptürmedim. Zorla öpemezsiniz, izin vermiyorsa zorlayamazsınız diyordum. Dışarıda da atmaca gibiyim. Bi öpücük verirsen sana çikolata veririm gibi abukluklar yapanlara rüşvet yok, rüşvet yok diye kızarım. Birisi kucağına aldığı zaman illaki "kucağına mı aldı seni, ne güzel, benim güzel kızımı sevdi ha, herkes seviyo, ne güzel. Nereni sevdi" falan filan o an aklıma ne geliyorsa Eylül'e çaktırmadan sorguya çektim. Rahatsız olup olmadığını illa ki sordum. Arada bir popoya ellenmez uyarılarında bulunuyorum.

              Okulda öğretmenlerinin poposunu temizleyebileceğini söyledim. Dün akşamda benim ve babasının  poposuna yada memesine banyo yaptırırken elleyebileceğimizi, başka zaman elleyemeyeceğimizi , bizim iznimizle doktorların da  ama kesinlikle bizim yanımızda kontrol amaçlı dokunabileceğini söyledim. Tuvalet temizliğini yapabilmemiz için poposuna öğretmeninin, annesinin ve bakıcısının elleyebileceğini söyledim ve tekrar ettirdim anlattıklarımı. Arada bir, istemediği birşeyi kimsenin, öğretmenlerinin bile yaptıramayacağını söylüyorum.

             Dün benim odada işim varken Eylül'de televizyon izlerken, kapı çalarsa kesinlikle açmayacaksın dedim. Tamam ama tanıdıklarım olursa açabilirim dedi. Bende kesinlikle açmayacaksın, sadece kapı baban için açılacak, başka kim olursa olsun açılmayacak dedim. Tamam dedi. Böyle böyle kendilerini korumayı öğrenecekler. Onları korumasını hep başkalarından bekleyemeyiz ya da hep biz koruyamayız. Bugün yanındayız ama okula gidince ne olacak. Büyüyünce ne olacak.

             Bu günlerde bir de yabancı, tanıdık kavramlarını öğretmeye çalışıyorum. Anne o tanıdık mı diyor. Tanıdık, yolda görünce konuşup selamlaşıyoruz ama evlerine gitmiyoruz. Çünkü tanışıyoruz ama nasıl birisi olduğunu bilmiyoruz diyorum. Şaziye'nin evine gidebilir miyim diye sordu dün sofrada. (Şaziye bakıcının kızı ve bekar. Şaziye Erdem bakıcı aynı evde yaşıyorlar. :) )Sofrada bir de Şaziye'nin arkadaşı İlknur vardı.) Gidebilirsin dedim. Kulağıma eğilip İlknur tanıdık mı dedi. Tanıdık ama onun evine gidemeyiz çünkü o kadar iyi tanımıyoruz dedim. (Bu konu benim bile kafamı karıştırıyor.) Tanıyor olabiliriz ama evlerine giremeyiz, bizi öpmelerine, bize sarılmalarına izin veremeyiz diye öğretmeye çalışıyoruz.

            Şimdi de ben sorayım. Peki sizler ne yapıyorsunuz? Daha başka neler yapmalıyız?

30 Mart 2011 Çarşamba

Kayserili Çocuklar, Fırat, Üniversiteli Genç Kızlar,Defne Joy Foster

Bizleri kötü haberlere alıştırmaya mı çalışıyorlar? O yüzden mi böyle adi insanlar yeterli, gerekli, caydırıcı cezalar almıyor? Evladı katledilmiş ailelerin evlerine girip, herşeylerini açık açık gösterip yazıyorlar. Bu canilerin isimlerini (Yılmaz Özdil'in de dediği gibi) kısaltarak veriyorlar, henüz suçu ispat edilmedi diye galiba. Adamlar itiraf ediyor, kafasına çekiçle vurdum, parçalara ayırdım diye ama henüz ispatı edilmemiş oluyor galiba.

Sokakta saldırıya uğrayıp yaralanan genç 27 (yirmiyedi) hastane tarafından kabul edilmiyor ve ölüyor. Ölüm nedeni vurulması değil, acil müdahale edilmesi gerekirken hastane hastane dolaştırılması. Herkes bilir ki kan kaybeden insanlar, müdahale edilmezse ölür. Bunu doktorlar bilmiyor mu yoksa. Bu ölen çocuk, bizim evladımız ya da nişanlımız olabilirdi. Başımıza gelmediği için şükredip, başımıza gelmesin diye dua mı edeceğiz? Yapacak başka bir şey yok mu?

Defne Joy Foster, Münevver, üniversiteli diğer genç kızlar gerçekten böyle bir şeyi hak mı ettiler? Kim hak ederki başlarına geleni. Peki neden yeterli cezalar henüz verilmiyor? Halk isyan etsin, heryer savaş alanına dönsün diye mi?

Kayserili üç çocuk, bildiğimiz hatırladığımız iyi haberini beklediğimiz üç çocuk. Maalesef olmadı. Kötü haberleri geldi. Cani herif çıkıp "sonrasında boy abdesti aldım" dedi. Bela okuyorum bu adama.

Fırat'ın komşuları sürekli muhtara, polise gidiyor. Yardım edin bu çocuğa diye. Muhtar, nüfus cüzdanının olmadığını, okula gönderilmediğini biliyor. Peki ilköğretim zorunlu değil mi? Okula gönderilmediği aşikar olan bir çocuğun ailesi neden ceza almadı? Neden devlet çocuğu o aileden almadı? Neden devlet sahip çıkmadı. Bak mahalleli ne güzel sahip çıkmış, birşeyler yapmaya çalışmış. Devlet neden sorumluğunu yerine getirmemiş?

Tavuk mu yetiştiriyoruz biz burada? Canımız et çektiği zaman keselim, yiyelim diye. Bunlar insan evladı, insan. Hepimizin başına gelebilir. Devlet acaba ne zaman doğru düzgün işler yapacak? Ya da bu devlet doğru düzgün işler yapacak mı, merak ediyorum.

14 Mart 2011 Pazartesi

Merhaba

Herkese merhaba. En son yeni yılda yazabildim. Yazmayı ve sizlerle olmayı çok özledim. İlk üç ay çok zor geçti. Malum hamilelik bulantıları. Şimdi çok iyiyim. Sürekli yiyorum, midem iyi. Sadece doya doya su içemiyorum, inşallah yakında o da olacak. .Eylül sabırsızlıkla kardeşinin yani kız kardeşinin (kesinlikle erkek istemiyor) gelmesini bekliyor. Bu gün doktora gideceğiz. Umarım cinsiyeti bellidir ve bu konuda doktorumuz yanılmaz. Çünkü eğer kız der erkek çıkarsa Eylül'ü hiç hazırlamadığımız için çok zorlanacağız. Yok erkek der kız çıkarsa bu sefer kızımızı boşu boşuna üzmüş olacağız. Bu günlerde o kadar çok duyuyorum ki dokuz ay kız denmiş oğlu olmuş yada tam tersi diye, endişelerim var o yüzden.

Gelelim bizim Eylül hanımımıza. Acayip makyaja meraklı bir kız olup çıkmıştı. Ben de hevesi kalmasın ve başkalarının malzemesini kullanmasın diye makyaj malzemeleri alıyordum. Babası kızdığı zaman da babasına itiraz ediyordum. Bırak yapa yapa bıkar, yasaklarsak daha çok üstüne düşer diye. Geçen akşam bir sitede özellikle ruj ve ojenin çocuklarda erken ergenliğe neden olduğunu okuyunca ben ne yapıyorum diye sordum kendi kendime. Ben de bu makyaj işinden büyüme ve makyaj takıntısı olan Eylül'ü kurtarmaya karar verdim. Bir de öyle bir hal almıştı ki makyaj yapmayınca kendini güzel hissetmiyor, güzel hissetmek için makyaj yapıyordu. Dün akşam eline, kendisine aldığım farı alıp tam sürecekken "Eylülcüm biliyormusun özellikle ruj ve oje olmak üzere bütün makyaj malzemeleri çocuklarda büyümeyi durduruyormuş" dedim ve Eylül'ün dikkatini fazlasıyla çektim. Sonra da banyoda ki babasına "Babası, acaba Belinay hiç makyaj yapmadığı için mi boyu daha uzun Eylül'den?" diyerek bir hamle yaptım. Babası da "belki de" diyerek cevap verdi. Eylül istifini hiç bozmadan farını sürdü. Sonra farı kapatarak "ben bunu sürmiyim. Şimdi büyüyebilir miyim?" dedi. "Tabii, makyaj yapmazsan büyüyebilirsin" dedim. Banyoya gidip yüzünü yıkamış. Bu sabahta ben makyaj yaparken "ben de kırmızı ruju sürmek istiyorum" dedi. "Aaa hani sürmeyecektin büyümek için" dedim. "Ben büyümek istemiyorum" dedi. "Peki canım sen bilirsin"dedim. Ruju hazırladım, eline verirken "Sen büyümezsen kardeşin senden daha büyük olur ama" diyerek son vuruşu gerçekleştirdim. Ruju aldı, aynaya döndü, durdu durdu, ruju bana uzattı. "Ben ruj sürmek istemiyorum anne" dedi. "Tamam canım, çok doğru bir karar verdin bence" dedim. Ayrıca bence bu makyaj işi burada bitmiştir. İnşallah bir de birşeyler anlatırken, yabancı ortamlarda, heyecanlandığında, düşünürken, çizgi film izlerken, ağlarken saçlarını çekiştirmeyi, yolmayı ortadan kaldırabiliriz. 

Bu arada şunları belirteyim. ARkadaşlarıyla kıyaslama ya da kardeşiyle ilgili abuk subuk laflar etmeyi kesinlikle uygun görmüyorum. Kim önce yemeğini bitirecek, kim önce odayı toplayacak ifadeleri bana saçma geliyor. Yada, bebekten dolayı annen hasta, bebek olduğu için annen seni taşıyamaz ifadelerinin Eylül'ün bebekten nefret etmesine neden olacağını düşündüğüm için, işim gücüm milleti uyarmak oluyor. Ancak burada işe yaradı ve bunları Eylül'ün iyiliği için söylüyorum. Çokta psikolojisi bozulmaz herhalde böyle söylediğim için, değil mi?

Dipnot: Sabah çizmesinin fermuarını çekmiş, koşa koşa babasının yanına gitti. "Baba bak, fermuarını tek başıma ben kendim çektim" dedi. Sonra koşa koşa bana geldi. Ben de onların yanına gidiyordum zaten. "Anne bak tek başıma çektim fermuarı" dedi. Ben de "Aaaaaaaaaaa Eylülcüm, sen makyaj yapmadın dün, bak hemen büyümüşsün, kendi başına fermuarını çekmişsin" dedim. Sarıldık, öpüştük. Babası da geldi. O da sarıldı kutladı. Öğlen Meliha teyzesinin evine girer girmez "Ben büyüycem, büyüycem Şaziye gibi olucam, makyaj yapıcam" dedi.